HABER VE DUYURULAR
Yardım Ekibimiz Pakistan Sel Bölgesinde
Yardımeli Ramazan Faaliyetleri
2.ULUSLARARASI KARDEŞ AİLE BULUŞMASI
Kumbaram İyilik Dolu
YURTDIŞINDAN YOĞUN TAZİYE VE DESTEK MESAJLARI GELİYOR
ŞEHİTLERİMİZİ ALLAH’A UĞURLADIK
Şehidlerimiz İçin Cenaze Namazı Kılınacak
İsrail’in Haydutluğu Karşılıksız Kalmamalı!
Derneğimizin II. Olağan Genel Kurulu Yapıldı
Cemal Al Hudari'den Derneğimize Anlamlı Ziyaret


Özel Dosyalar
GAZZE RAPORU

Gazze Resimleri


       07/03/2008 – 17/02/2008  Yardımeli Genel Koordinatörü Osman İlhan,  gönüllülerimizden Cengiz  Er  ve   Cevdet Kılıçlar  la birlikte bir heyet olarak abluka altındaki Gazze Refah sınır kapısından  yardım götürmek için Mısırın başkenti Kahire ye gidildi.

       Her türlü insani yardımların ulaşması engellenen kardeşlerimize insani yardım ulaştırılması

için gerekli tüm girişimleri yapan dernek heyeti ilk etapta Gazze de tedavileri  mümkün olmayan ve tedavi edilebilmeleri için  kahiredeki hastanelere Refah sınır kapısından getirilen hastalar ziyaret edildi.

       Başkent  Kahirede ki Hilal , En Nasır , Filistin ve  diğer hastanelerde yatan 110  Gazzeli hastaya maddi ne manevi  yardımda bulunuldu.

Yardımeli heyeti olarak Mısır kızılayı , eski sağlık bakanı , bir çok sivil toplum kuruluşu başkanlarıyla  görüşmeler yapıldı.

       Çalışmalarını tamamlayan heyet  gezi programını  Yardımeli Gazze  Raporu olarak kamuoyuna sundu.

 

KISA TARİHÇE

  1948 yılında Filistin toprakları siyonistlerce işgal edildiğinde, Filistinlilerin elinde bulunan Gazze’ye işgal edilen yerlerden yoğun bir mülteci akını olur. Çok küçük bir alana sahip olmasına rağmen büyük kısmı mültecilerden oluşan Gazze’nin nüfusu yaklaşık 1,5 milyonu bulmaktadır. Nüfus yoğunluğu Türkiye’nin yaklaşık otuz katıdır. 1967 Haziran Savaşı’nda Gazze siyonistlerce işgal edilir. İşgalden itibaren siyonistler bölgeyi askeri açıdan kontrol altında tutabilmek amacıyla sayıları 25’i bulan yerleşim birimleri inşa ederler. Yerleşim birimlerinin kapladığı alan Gazze’nin neredeyse yarısını bulur. Yerleşim birimlerindeki yahudilerin sayısı yaklaşık 8500’dür. Yerleşim birimlerini koruma bahanesiyle siyonistlerce yerleşim birimlerinin çevresine yerleştirilen askerlerin sayısı ise yerleşim birimlerinde yaşayan yahudilerin en az üç katıdır. 1994 yılında imzalanan Kahire Anlaşmasıyla Gazze Filistin Özerk Yönetimi’ne devredilir. Ancak siyonistler yerleşim birimlerini kapatmazlar, askerlerini geri çekmezler.

 

   İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif baskını neticesinde başlayan Aksa İntifadası Filistin açısından önemli bir dönüm noktası olur. Aksa intifadası nedeniyle Gazze’ye yönelik ambargo şartları daha fazla ağırlaştırılır. Aksa intifadasını durdurabilmek için siyonistler hiçbir kural tanımazlar. Filistinlilerin binlercesini şehit ederler, evlerini füzelerle yıkarlar, binlercesini zindanlara atarlar, Filistin’i açık cezaevine çevirecek utanç duvarını inşa ederler. Tüm bunlara rağmen Gazze’deki yerleşim birimlerine Filistinlilerce gerçekleştirilen eylemlere engel olamazlar. Burada yaşayanların can güvenliğini sağlayamazlar. Gazze’ye asker göndermekte sıkıntı çekerler. Çünkü siyonist askerler Gazze’de Filistinli güçlerin hedefi olmaktan çekinmektedirler. Sonunda İsrail Başbakanı Ariel Şaron sert muhalefete rağmen 2005 yılında Gazze’deki yerleşim birimlerini boşaltmak ve askerlerini “aşağılanmış ve küçük düşürülmüş bir halde” geri çekmek zorunda kalır. Ancak İsrail Gazze'den geri çekilmesine karşın, bölgenin sınırlarını, hava sahasını ve denizini kontrol etmeyi sürdürür.

 

   25 Ocak 2006 tarihinde yapılan seçimlerdeki Hamas’ın açık zaferi siyonistleri ve destekçilerini paniğe sevkeder. Filistin topyekün bir tecrite tabi tutulur. Uygulanan ambargo şartları çok daha ağırlaştırılır. Önce ABD, ardından Avrupa Birliği Filistin’e yaptıkları mali yardımları durdururlar. Filistin Başbakanı İsmail Haniye Filistinlilerin yaşadıkları tecriti Hz. Peygamber ve çevresindeki müslümanların Şib-i Ebu Talib’te maruz kaldıkları boykota benzetir. Onlar nasıl ağaç yaprakları ile karınlarını doyurmaya çalıştılarsa, kendilerinin de aynı şekilde karınlarını yaprakla doyurabileceklerini ama zillete boyun eğmeyeceklerini, ilke ve onurlarından taviz vermeyeceklerini söyler.

 

   Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın Haziran 2007’de Ulusal Birlik Hükümeti’ni feshetmesinden sonra Hamas Gazze’yi kontrolü altına alır. Batı Şeria’da ise Selim Fayyad hükümetinin kurulmasıyla askıya alınan yardımlar buraya gönderilir. Gazze’ye ise ambargo sürdürülür. Gazze’nin kara yoluyla dünyaya açılan tek kapısı olan Refah sınır kapısı kapatılarak Gazze’nin dünyayla irtibatı koparılır.  

Görüldüğü gibi Gazze’nin insanlık dışı bir ambargoya tabi tutulması zannedildiğinin aksine Hamas’ın Ocak 2006’daki seçim zaferi değil, Aksa İntifadasının başladığı 2000 yılıdır. Bundan önce de Gazze askeri, siyasi, diplomatik, ekonomik alanda birçok ambargoya maruz kalmıştır. Ancak 2000 yılındaki Aksa intifadası Gazze’ye uygulanan ambargo şartlarını daha da ağırlaştırır. Ocak 2006’taki Hamas’ın seçim zaferi ise uygulanan ambargoyu topyekün tecrit haline dönüştürmüştür.

 

EKONOMİK AMBARGONUN BOYUTLARI

 

   Gazze’ye uygulanan ambargo neticesinde üretilen tarımsal ürünler ihraç edilememektedir. Küçük sanayi işletmeleri ya İsrail’in füzeleriyle yıkılmış ya da üretilen ürünlerin ihracına izin verilmediğinden kapanmak zorunda kalmıştır. Gazzeliler için çok önemli bir gelir kaynağı olan balıkçılık yapmaları engellenmektedir. Gazze’deki işsizlik oranı %70’leri aşmıştır. Gazzelilerin yurtdışına çıkışlarına ve iş bulmak amacıyla İsrail’e geçişlerine izin verilmemektedir. Filistin’deki işsizliğin yüzde 60’lara, fakirliğin de yüzde 80’lere ulaşmış olmasında elbette İslâm dünyasının da büyük sorumluluğu vardır.

Kontrol noktalarındaki denetimler nedeniyle hastaların hastaneye ulaşmaları engellenmektedir. İlaç eksikliği nedeniyle hastaların tedavisi yapılamamakta, ameliyat edilememekte, bu sebeple ölenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Bebek gıdalarının girişi engellendiğinden bebek ölümlerinde ve yetersiz beslenme sonucu kalıcı rahatsızlıklarda artışlar olmaktadır. Elektriklerin kesilmesi ve akaryakıt sevkiyatının durdurulması Gazze’deki yaşamı daha da zorlaştırmaktadır. Isınmak için gaz ve fuel oil bulunamamaktadır. Hastaneler fuel oilin tükenme noktasına gelmiş olması nedeniyle hizmet veremeyecek bir durumla yüz yüzedir. Dünyanın çeşitli yerlerindeki “İnsani Yardım Kuruluşları”nın Gazze’ye yardım etmesine izin verilmemesi sorunun çözümünü engellemektedir.   

 

   Bugün dünyayı kan gölüne çeviren emperyalizmle mücadelenin merkez üssü Filistin’dir. Filistin halkı emperyalist ve siyonistlerin tercihleri doğrultusunda değil de kendi iradeleri doğrultusundaki tercihleri nedeniyle cezalandırılmaktadır. Hz. Nebi ve müslümanlar maruz kaldıkları boykotun tüm zorluklarına nasıl sabrettiler, direndiler ise Gazze’nin fedakar halkı da insanlık dışı ambargoya sabırla direniyorlar.

 

   Tarih ambargoya maruz kalan Gazze’nin fedakarlığını, direnişini, sabrını ve azmini de; Gazze’ye ambargoyu uygulayan siyonistleri ve destekçilerini de; bu zulme sessiz kalanları da kaydetmeye devam ediyor

 

 

 

   Filistin’in BM kararı ile bölünmesi; İsrail devletinin kurulması ve Filistin’in ele geçirilmesi

1947’de Filistin’de 630.000 Yahudi ile 1.300.000 Filistinli Arap vardı. Dolayısıyla nüfusun sadece % 31’ini Yahudiler oluşturuyordu. Ancak Siyonizmin sözcülerinin açıkça ifade ettikleri bu topraklarda iki halka yer olmadığıydı. Filistin’e getirilen Yahudi göçmenlerin yerleşmelerinin organizasyonundan sorumlu Yahudi Ajansı Göçmen Dairesi başkanı Joseph Weitz 1940 yılında şöyle yazıyordu:

“Şu nokta herbirimiz tarafından açıkça bilinmelidir ki, bu topraklar üzerinde iki ayrı halka yer yoktur. Eğer Araplar bu küçücük ülkede yaşayacaklarsa biz hedefimize hiçbir zaman varamayacağız demektir. Öyleyse Arapları buradan uzaklaştırıp komşu ülkelere sürmeliyiz, hem de hepsini. Tek bir köy, tek bir aşiret kalmamacasına.”

Bu ve benzeri demeçlerde açıkça ifade edilen hedefler doğrultusunda katliam ve topraklardan sürme operasyonları yapıldı. Bu operasyonlar Birleşmiş Milletlerde 29 Kasım 1947 tarihinde alınan Filistin’i taksim etme kararı ile devletin resmen ilan edildiği 15 Mayıs 1948 arasına denk gelen dönemde özellikle yoğun olarak yaşandı. Taksimden sonra İsrail işgali altına giren bölgede 950.000 Filistinli Arap vardı. Altı aydan kısa bir sürede bu sayı 138.000’e indi. 1948 ile 1949 yıllarında 400 köy ile kasaba haritadan silindi. 1950’lerde bu sayı daha da çoğaldı. Aşağıdaki tablo İsrail İnsan ve Yurttaş Hakları Ligası başkanı Israel Şahak tarafından hazırlanan çalışmadan alınmıştır: İsrail’in taraflı çalışmalarına rağmen yıkımın boyutları aşağıdaki tabloda açıkça ortaya konulmuştur.

      Bölgenin adı   Köylerin sayısı:             1988                Yok olanlar

                         48’den önce              

Kudüs                    33                              4                        29

Beytlehem               7                               0                         7

Hebron                   16                              0                       16

Yafa                       23                              0                        23

Ramle                    31                              0                        31

Lidda                     28                               0                        28

Jenin                       8                               4                         4

Tulkarm                 33                             12                        21

Hayfa                     43                               8                       35

Akre                       52                             32                       20

Nasıra                    26                              20                        6

Safed                     75                               7                       68

Taberiye                 26                               3                       23

Bisan                      28                              0                        28

Gazze                     46                              0                        46

 

TOPLAM              475                                90                      385

 

   Filistinlilerin gönderilip köy ve kasabalarının boşaltılmasının ardından onlardan kalan çok büyük miktarda mal mülke “Ülke Dışında Yaşayan Mal Sahiplerinin Mülkleriyle İlgili Yasa” (1950) çerçevesinde el kondu. Lehn ve Davis’in Yahudi Ulusal Fonu kaynaklarına dayanarak verdikleri bilgilere göre: “İsrail topraklarının sadece 300.000 ile 400.000 dönüm arasında kalan bölümü İsrail hükümetince Manda rejiminden (İngiliz) devralınan devlet arazisidir (% 2). Yahudi Ulusal Fonu ile Yahudi özel mülk sahiplerinin elindeki arazi iki milyon dönümden azdır (% 10). Geri kalan topraklar ise (yani 1949 ateşkes sınırları içinde kalan arazinin % 88’i) çoğu ülkeyi terk etmiş olan Arap toprak sahiplerinin yasal mülküdür.”

Birleşmiş Milletler Mülteci Bürosu tahminlerine göre İsrail sınırları içinde olup Arapların terk ettiği meyvalık, ağaçlık, taşınabilir ve taşınamaz malların değeri 118-120 milyon Sterlin dolayındaydı.

1948’den  1953’e kadar yaşanan en büyük göç döneminde ele geçirilen Arap topraklarının ve mülklerin İsrail açısından ekonomik öneki son derece belirleyiciydi. İsrail Yahudileri ve yeni gelen göçmenler ülkeyi terk edenlerden ele geçirilen alanlara yerleştirildi. Zeytinlikler, narenciye alanları, taş ocakları ele geçirildi.

 

MÜSLÜMAN KARDEŞLER İLE HAMAS ARASINDAKİ İLİŞKİ

 

Hamas’ın tohumları, Mısır merkezli Müslüman Kardeşler cemaati tarafından atılmıştır. Mısır’da hızlı bir şekilde büyüyen Müslüman Kardeşler cemaati 1930’lu yıllardan itibaren Filistin’de de hareket sahası bulmaya başlamıştır. Müslüman kardeşlerin Filistin’deki asıl etkisi ise 1948 işgali esnasında kendisini göstermiştir. 1948–49 Arap-İsrail savaşı esnasında ve sonrasında Filistin bölgesine, özellikle Gazze’ye gönderilen Müslüman Kardeşler’e mensup kişiler, Filistin’de İslami hareketin daha da hızlanmasını sağlamışlardır. Zira Hamas’ın kurucu üyelerinin birçoğu Müslüman Kardeşler örgütü üyesidir. Hamas’ın ruhani lideri Şeyh Ahmet Yasin eğitiminin bir bölümünü Mısır’da almış ve sonrasında Filistin’e döndüğünde Mısır’da okurken tanıştığı Müslüman Kardeşler cemaatinin Filistin şubesinde aktif çalışmalarda bulunmuştur.

Bu iki kardeş gurup arasındaki ilişki günümüze kadar devam edegelmiştir. Aslında bu gün Mısır hükümetinin Gazze’ye uyguladığı ambargonun temel nedenini de iki gurup arasındaki organik bağ oluşturur. Mısır hükümeti zorlukla bastırdığı ve baskı ile kontrol altına almaya çalıştığı Müslüman kardeşler hareketinin Gazze zaferi ile yeniden bir rüzgar yakalamasının önüne geçmek için İsrail ve ABD ile işbirliğini bile göze almaktadır.

 

HAMAS İLE EL FETİH ARASINDAKİ SORUNLAR

Hamas ile El Fetih arasındaki gerginlik 1. İntifada’nın başladığı 1987 yılından sonra  Hamas’ın adını tüm dünyaya duyurması ile ortaya çıktı. O zamana kadar Filistin’de en etkin güç olarak kabul edilen El Fetih İntifada’nın ardından Hamas’a karşı sürekli kan kaybetmeye devam etti. FKÖ’nün İsrail ve ABD politikalarına sürekli yeşil ışık yakması bu hareketin halk nezdinde gözden düşmesini de beraberinde getirdi. Daha önce lokal çatışmalar ve küçük ayak oyunları şeklinde devam eden Hamas El Fetih gerginliği Hamas’ın 2006 seçimlerinde oy patlaması yaşayarak siyasal iktidarı ele geçirmesiyle silahlı bir savaşa dönüştü. Her iki taraftan da onlarca insan hayatını kaybetti. El Fetih’in her alanda Hamas’ı baskı altına almaya çalışması Hamas’ın en güçlü olduğu şehirlerden Gazze’yi El Fetih’ten temizlemesi sürecini getirdi. Nasılki Gazze’deki güçlü bir islami hareketin kendisini etkilemesinden korkan Mısır hükümeti Gazze yönetimine karşı İsrail ve ABD ile işbirliğini bile göze aldıysa, El Fetih yönetimi de aynı yolu izleyerek Gazze yönetimine karşı Mısır, İsrail ve ABD ile işbirliğine girerek Hamas yönetimini iktidardan uzaklaştırmayı hedefledi. Ancak her türlü ambargoya rağmen Hamas yönetimi bu büyük güçlere karşı destansı bir mücadele yürütmeyi sürdürüyor. 

 

BİR BASKI UNSURU OLARAK AMBARGO

 

   Bir baskı unsuru olarak kullanılan ambargonun bir çok hedefi vardır. ABD, İsrail, Mısır ve kendi halkına ihaneti bile göze alan El Fetih’in buluştukları ortak nokta Hamas’ın iktidardan uzaklaştırılmasıdır. ABD ve İsrail, İsrail’in güvenliğini sağlamak için uzun yıllardır bertaraf etmeye çalıştıkları El Fetih’i dize getirmişken, yeni bir gücün çıkarak onlarca yılın çalışmasını bir çırpıda silip tekrar başa dönülmesini göze alamıyor. Mısır ise kendi içindeki muhalif gurup olan Müslüman kardeşlerin Hamas’ın zafer rüzgarından etkilenerek yeni bir siyasal dalga oluşturmasını istemiyor. Zire yıllardır baskı yöntemleri ile iktidarda kalabilmeyi başaran Mısır hükümeti yeni bir siyasal islam dalgasının Hüsnü Mübarek yönetiminin sonunu hazırlamasından çekiniyor. El Fetih ise bizdeki elit oligarşik zümre gibi elindeki imkan ve iktidarı kaybetmek istemiyor. İşte tüm bu baskı gurupları Hamas’ı kendi yandaşlarının ortadan kaldırması için bir silah olarak kullanıyor. Tüm hesaplar yoksulluktan bunalan halkın yaşadıkları sıkıntılardan Hamas’ı sorumlu tutarak görünüşte pembe bir devrimle Hamas’ı iktidardan uzaklaştırması üzerine kuruluyor. Böylece taraflar ya da ülkeler arasında çıkacak bir iç çatışmanın da önü alınmış olacak.

AMBARGONUN BOYUTLARI

-         Her türlü yiyecek ve içecek gibi temel ihtiyaçları kapsayan gıda ambargosu.

-         Tüm sağlık hizmetlerini kapsayan ilaç ve tıbbi malzeme ambargosu.

-         Elektrik, doğalgaz ve petrol gibi ihtiyaçları içeren enerji ambargosu.

-         Filistin halkının oyları ile iktidara getirdiği Hamas’a istifası dışında hiçbir hayat hakkı tanımayan politik ambargo.

-         Vahşi israil saldırıları karşısında Hamas halkının kendi kendini savunma hakkını elinden almaya yönelik olarak uygulanan silah ambargosu.

AMBARGONUN SONUÇLARI

   Ambargo sanılanın aksine Hamas’ın gücünü daha da arttırdı. Daha önce Lübnan’ da da denenen yöntem Filistin’de de bir sonuç vermedi. Filistin halkı ambargodan Hamas’ı değil, ABD, İsrail ve Mısır ile birlikte bu ülkelerle işbirliğine giren El Fetih’I sorumlu tuttular. Her türlü zorluğa göğüs geren Hamas eskisinden de güçlü bir halk desteği kazandı. Mısır hükümetinin Gazze sınırını kapatması Hamas’ın pazarlık gücünü zayıflattı. Daha önce Filistinli tutuklu ve mahkumların serbest bırakılması, Kudüs’ün statüsü ve işgal altındaki toprakların boşaltılması gibi üst perdeden pazarlık yapan Hamas Ambargo ile Gazze’ye verilecek günlük elektrik, su ve gaz üzerinden pazarlık yapmak zorunda kaldı.

GAZZE’YE AÇILAN KAPILAR

   Gazze ile Mısır arasında 13 kilometrelik bir sınır mevcuttur. Gazze’ye ulaştırılacak yardımlar bu sınır üzerinde bir birine yakın şu üç kapı kullanılarak yapılmaktadır.

-         SELAHADDİN KAPISI: Bu kapı tam bir sınır kapısı fonksiyonunu yürütmesede özellikle Mısır ile Gazze arasında tam olarak ikiye bölünen Refah kentindeki küçük bir sınır kapısı. Geçtiğimiz günlerde Gazzeliler tarafından yıkılarak Mısır’dan yiyicek almak için kullanılan kapı bilinenin aksine Refah Sınır Kapısı değil, Selahaddin sınır kapısıdır. Gazze’lilerin sınır kapısını yıkmasından sonra, duruma çok kızan Mısır hükümeti daha önce kısmi geçişlere izin verilen kapayı büyük duvarlarla ördürterek tamamen kapatmıştır.

-         REFAH SINIR KAPISI: Gazze ile Mısır arasındaki en büyük sınır kapısıdır.  Gazze ile Mısır’ın Refah kentini karayolu ile birbirine bağlayan tek sınır kapısıdır. Ambargo yüzünden kimsenin geçmesine izin verilmeyen sınır kapısından sadece Ambulanslar Gazze’de israil saldırılarında yaralanan Filistinlileri Kahire’deki hastanelere ulaştırmak için çalışan Ambulanslar tarafından kullanılmaktadır.

-         KEREM EBU SALİM KAPISI: Bu kapı direk olarak Mısır ile Gazze arasında bulunan bir sınır kapısı değildir. Kerem Ebu Salim kapısı Mısır ile İsrail arasındaki bir sınır kapısıdır. Mısır Gazze ile arasındaki iki sınır kapısını kapatıp Kerem Ebu Salim kapısını açarak yardımların bu kapı üzerinden İsrail kontrolünden geçtikten sonra Gazze ve diğer Filistin şehirlerine ulaşmasını sağlamaktadır. Bu kapı ile Gazze arasında 5 kilometrelik bir mesafe olmasına rağmen bu kapıdan geçen yardımlar en az 15 gün sonra Gazze’ye ulaşabilmektedir.

YARDIM DEĞİL YAĞMA YOLU

   Şu an Mısır ile Gazze arasında işleyen tek yol Mısır İsrail sınırı üzerindeki Kerem Ebu Salim kapısıdır. Dolayısıyla yapılacak tüm yardımlar ancak bu kapıdan geçtikten sonra Gazze’ye ulaşabilir. Ancak tüm dünyadan gelen ve sınır komşusu olması nedeniyle Mısır’da toplanan yardımlar öyle sanıldığı gibi kolay birşekilde Gazze’ye ya da diğer Filistin şehirlerine ulaşamamaktadır.

MISIR KIZILAYI’NIN DUYARSIZLIĞI

   Gazze’ye gitmek üzere Mısır’a gelen yardımlar önce Mısır Kızılay’ının depolarına alınıyor. Depolarda bekleyen yardımların bir çoğu ne yazıkki bir daha depolardan çıkmıyor. Mısır’ın eski Sağlık Bakanı ve  Kızılay’ın da Genel ile yaptığımız ikili görüşmelerde Kızılay’ın tüm depolarının dolu olduğu ve kızılay’ın artık gıda ve tıbbi araç gereç yardımı kabul etmediği bizzat birinci ağızdan itiraf edilmiştir. Ancak öte yandan Gazze’de halen ciddi bir gıda ve ilaç sıkıntısı ile tıbbi araç ve gereç ihtiyacı bulumaktadır.

İSRAİL YARDIMLARDAN VERGİ ALIYOR

   Mısır hükümetinin tüm engelleri ve Kızılay’ında duyarsızlıklarına rağmen İsrail’e geçirilen yardımlar bu seferde İsrail tarafından adeta yağmalanıyor. İsrail sınırına giren hertürlü yardımdan yüzde 25 gümrük vergisi adı altında haraç alıyor. Ayrıca Gazze’ye gitmesi gereken yardımları Hamas yönetimini muhatap almadığı için Hamas’lı yetkililer yerine El Fetih’e teslim ediyor.

YÜZDE 10 GAZZE’YE ULAŞIYOR

   El Fetih İsrail’den aldığı yardımların sadece yüzde 10’unu Gazze’ye gönderiyor geri kalan yardımları ile kendi depolarına ya da kendi kontrolü altındaki şehirlerin halkına dağıtıyor. Öte yandan El Fetih’e teslim edilen mallarla ilgili ilginç iddialarda ortaya atılıyor. Hamas özellikle Türk Kızılay’ı tarafından gönderilen yardım malzemelerinin El Fetih’in kontrolü altındaki şehirlerde marketlerde satıldığını iddia ediyor.